Madridli Bir Sanatçı: Coco Davez

Instagram’da takip etmeyi en sevdiğim sanatçılardan bir başkası: Coco Davez, gerçek ismiyle Valeria Palmeiro. Kendisi İspanyol, Madrid‘de yaşıyor ve üretiyor; Forbes dergisi tarafından “30 yaş altındaki en etkili 30 sanatçıdan biri” seçilmiş, Marina Abramovic kendisi için “bu kızı yakından izleyin” demiş. Aslında Davez sanat eğitimi almamış, illustrasyon yapmayı kendi kendine öğrendiğini söylüyor. Benimse en beğendiğim işleri, yukarıdaki fotoğraflarda görüğün FACELESS (YÜZSÜZ) serisi. Çocukluğumuzun meşhur oyunu “Guess Who?” (Bil Bakalım Kim?) yu bana anımsatıyor.

Davez bir gün Patti Smith‘in “Just Kids” kitabını okuyor (ki gerçekten hayat değiştiren kitaplardan biridir bence) ve kitabı o kadar beğeniyor ki Patti Smith’e teşekkür etmek için onun portresini yapmaya karar veriyor. Yüzünü çizmeden önce yaptığı esere bakıp, yüzü olmadan da Patti Smith’i hayal edebildiğine karar verip, yüzünü çizmeden bırakıyor. Sonrasında Patti Smith gibi diğer ikonlarını da aynı şekilde resmediyor. Davez’in Faceless serisi, Dünya’nın bir çok şehrindeki galerilerde konuk edilmiş. Madrid’deki renkli stüdyosu ve yaratıcı sürecini anlattığı kısa videoyu aşağıya bırakıyorum, izlemen için. 

Teststar.in

Ricardo Bofill’in Evi, La Fabrica

İspanyol mimar Ricardo Bofill’in Barselona’nın hemen dışında bir çimento fabrikasından dönüştürdüğü evi ve stüdyosunu göstermek istiyorum bu yazıda. Bofill La Fábrica’yı yeniden hayata katmadan önce, fabrika Katalonya’nın endüstriyel geçmişinin kullanım dışı bir anıtı gibiymiş. Mimarın yaşam misyonu, ölüme terk edilen ve pek çok kişinin göz ardı edeceği bu yapıyı yeniden canlandırmak, yeniden kullanmak ve yeniden değerlendirmek olmuş. “Sadece meydan okumanın zevki için orada yaşamak istedim” demiş ve gerçekten bunu yapmış.

Bofill bir gün arabada giderken, Katalan banliyölerinin çevresinde, yol üstünde 31.000 metrekarelik fabrikayı görüyor. “Endüstriyel atık sahalarında ve şehrin paramparça olduğu, eski tuğla bacaların tarlalar ve beton bloklar arasındaki anarşik mücadeleyi kesintiye uğrattığı bu kimsenin olmadığı topraklarda dolaşmak hoşuma gitti” diye hatırlıyor. Hem atölye için geniş bir ofis hem de kendisi ve ailesi için geniş bir ev inşa etmesine izin verecek bir mülk arıyormuş. İstediği düzeni hayata geçirmesi o zaman yaşadığı Barselona’da mümkün değilmiş. Şehrin batı eteklerine yolculuk yaparken, İspanya’daki en uzun bacaya sahip, en eski çimento fabrikası La Fábrica’yı buluyor. Bir ay sonra geri dönüp mülkü ve çevresindeki tüm araziyi satın alıyor.

Hâlâ tek tük işçilerle ve tozla dolu, bacasından duman yükselen fabrika, tam anlamıyla terk edilmiş halde değilmiş; ama kesinlikle harap haldeymiş. “Felsefi açıdan bir yıkım fikrini seviyorum. Hayat bir harabedir” diyor Bofill. Mimar bu tarz yarı bitmiş çalışmaları her zaman büyüleyici buluyor. “Sanat eseri dediğimiz şey yoktur; sanat ulaşmaya çalışmak için bir tazı yarışına girdiğiniz ama asla ulaşamadığınız şeydir. Tüm eserlerin yanlış yapılmış bir tarafı vardır.” diye de ekliyor.

Fabrika ayrıca mimari formda, özellikle Katalonya’da, sanayi bağlamında birçok çarpışan dünyayı temsil ediyor. Fabrika, Katalonya’nın Altın Sanayileşme Dönemi’nde, 1920’lerin başında inşa edilmiş; ardından üretimin artması ile talebe göre ana binaya yeni yapılar ve uzantılar eklenmiş. Planlanmamış şekilde genişleyen planı, Katalonya’nın yükselen sanayileşmesini yansıtıyor – her bir uzantı, üç boyutlu biçimde başka bir refah dalgasına işaret ediyor. Bofill de mimaride bir yapıyı yakıp yıkmaktansa, onu korumak ve çizgisine katkıda bulunmak misyonunu taşıdığı için, burası onun için biçilmiş kaftan! “Rönesans ve Barok dönemlerinde, birileri gelir ve yerinde duran binaya yeni bir parça eklerdi. Bu deneyimi sadece normal bir binada değil, en karmaşık olanı, bir çimento fabrikasında tekrarlamak istedim.” diyor Bofill.

Mekanın çelişkilerinden ve belirsizliğinden etkilenerek, hızlı bir şekilde fabrikayı korumaya ve faydasız ama görsel olarak güçlü alanları değiştirerek fabrikayı bir sanat eseri gibi şekillendirmeye karar veriyor. Bu alanlar aslında çok enteresan, kocaman bacalar, hiçbir yere gitmeyen merdivenler, büyük betonarme balkonlar… Fotoğraflara bakınca yapının devasallığına karşı Bofill’in kullandığı sade, şık ve modern mobilyaların duruşundan, boş alanlarda yetişen pastel renkli çiçeklerin yarattığı tezatlıktan hem etkilendim hem de çok hoşuma gitti. Müze olsa gezmek isterim😊  Bofill gibi yaratıcı beyinlerin evlerini nasıl dekore ettiğini görmek hep enteresan oluyor.

House & Garden
ricardobofill.com
Dwell

Paris Photo Fair is At Your Fingertips Now

Each year, New York is hosting world’s biggest photography fair: Paris Photo. Like all festivals and events, its cancelled due to Covid. I was not going to visit the fair nor I’ve had a plan to go to New York in April; but now I can! And you can, too; the fair is available online. For your eyes only, until 30th of April.

Here are my favorurite photos, linked with their artists.

Halaban, Gail Albert. Art Academy, Campo Di Fiori, Rome, June, 2017. Archival pigment print, 45 1/8 x 64 5/8 inches
Halaban, Gail Albert. Red Kimono, San Marco, Venice, October, 2017. Archival pigment print, 53 3/16 x 38 inches.
Arielle Bobb-Willis / New Orleans, 2017 / Archival pigment print / 20 x 30 inches
Anastasia Samoylova, Pool after Hurricane 2017, Archival pigment print on paper, 40 x 32 inch
Stickybeak by Julie Cockburn – published by Chose Commune
Maia Flore, “Vital space, 2019”, Archival inkjet print, 120 x 150 cm
JANET DELANEY, Coffee and a Sandwich, 1985, Archival Pigment Print, 15 x 15 inches, edition of 5 + 2AP; 24 x 24 inches, edition of 2 + 1AP
JANET DELANEY, Newsstand in the Subway, 1985, Archival Pigment Print, 15 x 15 inches, edition of 5 + 2AP; 24 x 24 inches, edition of 2 + 1AP
Joel Sternfeld, New York City (Happy Anniversary Sweetie Face – First Pictures series), 1976, Epson print, 12′ x 15′. Courtesy Xippas Gallery and Joel Sternfeld
Joel Meyerowitz, New York, 1978, archival pigment print; printed later, from an edition of 15, 20 x 24 3/8 inches, signed in ink on label affixed to mount verso. © Joel Meyerowitz, Courtesy Howard Greenberg Gallery, New York
Tyler Mitchell / Twins II, 2016 / Archival pigment print / 40 x 50 inches

Link is here, if you want to explore yourself!

 

 

 

A Carnivore’s Dream: Casa Julián

Warning! This story contains lots of content about meat; you might want to switch to my other guides if you’re vegan or vegetarian.

My biggest dream is to take a break from work for 2 months and wander around Spain with car; going from one town to another. Why? I really love the country, the language and the people. And I know Spain is more than just Barcelona and Madrid.

If you’re following the blog for some time, you’ll know by now Uzcan’s super power: He is a master when it comes to finding really good and authentic restaurants, which have lots of history. This time, he found one in Tolosa, at a 45 minute drive from San Sebastián.

In a poorly lit, cellar like basement, Casa Julián is serving meat since 1954. The meal starts with their special “piquillo” peppers, they arrive to the table while still sizzling on a white plate. The look is not very appetizing, but taste is so delicious! Then, you’ll have some seasonal side dishes. Within those, if you’re lucky enough to catch the white asparagus season – please order those.

You’ll reach the climax when meat is served. If you’re wandering how they’re grilling, watch its video at Uzcan’s food blog, here.

The meal ends with burnt cheesecake, which I forgot to capture on camera since I was busy eating it. Accompanied by a glass of sweet vine.

A single bite to any of the above is enough to plan your trip to Tolosa.

Bon Appétit!

Bir Etoburun Hayali: Casa Julian

Uyarı! Bu hikayede et hakkında konuşuyoruz; vegan veya vejeteryansanız diğer rehberlerime geçmek isteyebilirsiniz.

En büyük hayalim işe 2 ay ara verip İspanya’da köy köy, kasaba kasaba tekrar dolaşmak. Çünkü İspanya Barcelona ve Madrid’den ibaret değil (iki şehri de çok sevsem de), her bölgenin hikayesi, dili, insanı farklı. O yüzden birazdan okuyacağınız keşiften çok etkilendim!

Rehberleri bir süredir takip ediyorsanız, şimdiye dek Uzcan’ın süper gücünü öğrenmiş olmalısınız: Geçmişine sadık kalan, iyi ve otantik restoranlar bulma konusunda kendisi ustadır. Bu sefer bulduğu yer, San Sebastián’a arabayla 45 dakikalık mesafede Tolosa şehrindeydi.

Loş ışıkların altında, bodrum katında bir mahzende, 1954’ten beri et servisi yapan bir restoran: Casa Julian.

Yemek, özel “piquillo” biberleriyle başlıyor, biberler sofraya geldiginde beyaz tabakta hala cızırdıyorlar ve nefes alıp verir gibi kabarcıklar çıkarıyorlar. Tadı inanılmaz lezzetli! Daha sonra sıcak başlangıçlara geçiyorsunuz. Eğer beyaz kuşkonmaz mevsiminde geldiyseniz şanslısınız, mutlaka sipariş edin.

Yemeğin doruk noktası ise tabiki etin servis edildiği an. Eti full tuz ile kaplayıp, yatay bir ızgarada ateşin üstüde ağır ağır pişiriyor et ustası. Kendisi 2.kuşak, Casa Julian’ın torunu. Nasıl pişirildiğini merak ederseniz, Uzcan’ın yemek blogunda videosunu izleyebilirsiniz – linki buraya ekledim.

Yemek, yanık cheesecake ile son buluyor. Fotoğrafını çekememişim bir an önce tadına bakmak istediğim için. Yanında da tatlı şarap.

Tolosa’ya seyahatinizi planlamak için yukarıdakilerden herhangi birinden tek bir ısırık almak yeterli.

Afiyet olsun!

Day Trip from Bilbao: Getaria

Driving through the north coast of Spain, 30-45 mins away from San Sebastian, you’ll see Getaria sign. This little town in the Basque region has undoubtedly the best turbot fish in the world; juicy, savory and full of flavor. Here, I am listing some tips that might be useful for you about the town;

How to get there: By car or by bus. If you go there by car, you can park the car at the port.

Where to eat: Our favorite is Kaia Kaipe. We also tried Elkano; its impossible to judge it but we liked Kaia Kaipe a bit more. Order the full turbot fish and eat from head to tail. Reserve beforehand.

What to drink: Txaoli. It’s a sparkling white wine, very fresh and light with a salty taste note. The grapes of Txaoli are grown at the vineyards of Getaria. It makes a perfect souvenir while traveling back home.

What to do besides eating: If it’s summer, you can go to Playa de Gaztetape. There is no facility at the beach so bring a towel and find a shade. Another tip is for fashion lovers, Balenciaga was born in Getaria and there is a museum dedicated for him. You can pay a visit to Balenciaga museum. And if you’re into wine, you can also visit one of the vineyards in the region for tasting. I’ve never been at any of them – but locals recommend Bodega Txakoli Aizpurua.

Hope you visit this wonderful town! If you do, let me know!

Bilbao’dan günübirlik: Getaria

İspanya’nın kuzey sahilinde ilerliyoruz. San Sebastian’dan 30-45 dakika uzaklıkta, Getaria tabelasını görünce içimizi bir mutluluk kaplıyor. Bask bölgesindeki bu küçük kasaba hiç şüphesiz dünyadaki en iyi kalkan balığının yapıldığı yer; sulu, lezzetli ve efsane bir aroması var. Öyle ki, suyuna bir somun ekmek banmalık! Burada, kasaba hakkında sizin için yararlı olabilecek bazı ipuçlarını listeliyorum;

Nasıl gidilir: Otomobille veya otobüsle. Araba ile giderseniz, limana park edebilirsiniz.

Nerede ne yenir: En sevdiğimiz restoranı Kaia Kaipe. Elkano’yu da denedik; tabi ki Elkano’daki kalkan çok lezzetliydi ama biz Kaia Kaipe’yi biraz daha sevdik. Mutlaka kalkan sipariş edin ve baştan kuyruğa derisiyle birlikte yiyin. Gitmeden mutlaka arayıp rezervasyon yapın.

Ne içilir: Txaoli. Txaoli, bölgede yetişen üzümlerden yapılan, hafif, taze ve köpüklü bir beyaz şarap. Tuzlu bir tadı var. Nedense dünya çapında çok bilinen bir şarap değil; o yüzden eve dönerken hediye almak istediğiniz arkadaşlarınız varsa onlara Txaoli alın!

Yemeğin yanı sıra ne yapmalı: Getaria’ya yaz mevsiminde giderseniz, Gaztetape plajına gidebilirsiniz. Plajda hiçbir tesis yok, o yüzden yere sermek için yanınızda havlu getirin ve şemsiye getiren birinin gölgesine yanlanın. Moda sevenler için bir başka öneri ise, Getaria’da doğumlu Balenciaga’nın müzesi. Şarap tadımı yapanlardansanız, bölgedeki üzüm bağlarından birini ziyaret edebilirsiniz. Biz gitmedik ama Getarialılar Bodega Txakoli Aizpurua’yı tavsiye ediyorlar.

Umarım bir gün Getaria’yı ziyaret edersiniz! Giderseniz bana yazın!

8 Most Incredible Experiences in Cappadocia, Ranked

No travel has been influential on me to reset everything I have on my mind about projects and chores waiting for me at work & home like Cappadocia. Its such an otherworldly place; there are no buildings, no sign of urbanization, no distractions; just you and the weird nature.

I’ve been to Cappadocia twice, once when I was a kid for a school trip and another time for a business meeting. But when I stumbled upon on internet all the things that I’ve missed in my first two visits, a new phrase surfaced my in my brain: I must go again. And that’s what I did.

Before arriving I did an extensive research. My checklist filters activities like “Is it a tourist trap or not?”, “Will I be sad if I miss that spot?”; and I arrived to a final list. As I checked everything on my list, I am sharing with you – so you’ll have these incredible experiences as well.

no8. Visit Narlikuyu Crater Lake. You can’t see the lake until you drive to the top. But when you do, you are wow-ed!

no7. Take a walk in Ihlara Valley. Don’t forget to bring comfortable shoes, since you have to climb nearly 400 steps! There are hidden churches in the valley, since Christians practiced their religion under pressure. Frescos in the churches were exceptionally beautiful.

no6. Shop for ethnic carpets. There are different carpet ateliers in Cappadocia, most of them work with local producers. My favorite was Bazaar 54; I fell in love with (unfortunately) the most expensive carpet they have. There is also Galeria Ikman which is an Instagram popular spot; and you have to pay 50 TL to get a shot!

no5. Take a break at Ziggy Cafe. You’ll enjoy the terrace big time.

no.4 Photograph fairy chimneys. Must see ones are “3 Beauties”, “Guvercinlik Valley”, “Dervent”, “Pasabag” and “Goreme Open Air Museum”.

no3. Watch Goreme from a Cave House. Arrive at sunset to watch the beauty of old town. We were there in midday, the view was nice but I assume it must be spectacular at sunset. Argos, Museum Hotel, Sultan Cave Suits are within favorites.

no2. Wine & Cheese at Sacred House. Its a concept boutique hotel, and concept is quite unique. Owner of the hotel said it took him 13 years to finish it, since everything was built from scratch; decorations are antique and collected from all over the world.

I felt like I was invited one of Dan Brown’s book setting. Words and photography can’t explain how shocked I was. Let me say, I heard a Chinese couple scream when they check in to their room!

no1. Watch hot air balloons at sunrise. Aaaah, I can’t get over it! I talked about this experience in my previous post, link here.

Bonus: Ride horses while hot air balloons are taking off. Now, that was epic! I was watching hot air balloons as they started to take off, and suddenly I saw people with cowboy hats riding horses between balloons. I tried to capture the moment in below photo; my heart skipped a beat! I guess you should find a tour doing this activity, just ask to your hotel for arrangement.

Istanbul’s Botanic Garden: Alfred Heilbronn

good city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical garden

My grandfather had a special interest for all different kind of botanics. He had collected species and categorized them in old parchments. As a child, diving deep into his collection was better than the story books. I remember turning each page of flowers delicately, trying to read his handwriting of plant names in Latin.

When I discovered there is a Hortus Botanicus (Botanic Garden) in the middle of Istanbul, I couldn’t help wander why I have never heard of it, or whether he visited before. So I took a ride to Suleymaniye.

Security at the door asked for our ID cards and he let us in. We asked if we have to pay for anything – he said its free and we can enjoy as long as we want! Let the plant hunting begin!

good city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical garden

At the time of World War 2, professors and doctors living in Nazi Germany wanted to escape and Ataturk opened the doors for them. That’s how Alfred Heilbronn settled in Turkey. He wanted to build a botanic garden in Istanbul University, researched different plants all over Anatolia and benchmarked himself to European botanic gardens.

In 1935, with the help Leo Brauner and W.Stephan, he brought his dream to life.

Alfred Heilbronn Botanic Garden has more than 5.000 plants, spread onto a land of 15.000km2. There are 6 big different gardens inside, each of them specialized about different species. While each one is more unique than other, my favorite became the one with a small lake inside.good city guides alfred heilbronn istanbul botanical garden

good city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical garden

Now the bad news… This beautiful botanic garden nested in Istanbul University is on the edge of being closed down!

Since 2013, there has been discussions with Director of Religious Affairs about the ownership of its land. On September 2018, the building of Istanbul University will be wrecked by Director of Religious Affairs to be used for their own issues. What will happen to botanical garden is a question mark!

Although in 1955 the garden has been categorized as “protected area”, the common belief is that garden will be wrecked together with Istanbul University. I can’t be more sad and angry to hear these news!

I urge you to visit as soon as you can, to witness this beauty with your own eyes.

good city guides alfred heilbronn istanbul botanical gardengood city guides alfred heilbronn istanbul botanical garden

good city guides alfred heilbronn istanbul botanical garden

red beach santorini good city guides

Good Santorini Guide

(Türkçesi için yazının en aşağısına inebilirsin)

Pastel colored cliffs, turquoise waters and white roofs. Looks like dusting of a snow when looked from above. The picture perfect Greek Island: Santorini.

We spent almost a week in Santorini, driving from one bay to another, eating Greek food and enjoying sunset. Its not a lay back island, you feel the immense need to see everything and soak it all in.

good city guides santorini 1good city guides santorini 2good city guides santorini 3good city guides santorini 4good city guides santorini 5

How to get there: We flied first to Athens, and then took another plane (Aegean Airlines) to arrive to Santorini. This is the fastest way. Other ways include ferries, which take approximately 5-8 hours from Athens. If you’re a sea traveler, check the ferry schedule from here.

Where to stay: “Fira” is the capital of the island, nested in the middle. From Fira, its easy to access to main attractions; which makes it a good place to stay. “Oia” is located on the north of Santorini, if you’re on the island for a romantic getaway – Oia is the place to stay. Prices are high,  but the view is exquisite.

view from oia santorini good city guides

Breakfast at Passagio! Try their cocktails as well. 

passagio santorini good city guidespassagio santorini good city guides breakfast

Breakfast at Galini Cafe (a must visit!). View from Galini is unbeatable.

galini cafe santorini good city guidesgalini cafe santorini good city guides

Dine at Metaxi Mas. If they’ll give me one chance to visit only one place in Santorini (amongst all beaches, villages and everything), I would choose Metaxi Mas. First and foremost the atmosphere of the taverna is quite unique; you feel like you’re in an easy going summer movie. Then, you should go for fava bean dip, baked white eggplant, and grilled octopus. I only regret that I didn’t order more. Book in advance.

metaxi mas santorini good city guidesmetaxi mas santorini good city guides

Dine at Aktaion. Local owners and fresh produce. Eating moussaka, grilled calamari and Greek salad is very much recommended.

aktaion santorini good city guidesaktaion santorini good city guides

Go to beach at Theros Wave Beach Bar. Theros is located on the volcanic cliffs of Vlychada. Its calm and quiet.

theros beach bar santorini good city guides

In Santorini, you need to hunt for cliffs to take a dip in the deep blue water. And that is certainly the part of the experience.

The best one was Ammoudi Bay in Oia! Just look at the color! You can also enjoy a cold beer at the bay after jumping into the water.

ammoudi bay santorini good city guidesammoudi bay santorini good city guidesammoudi bay santorini good city guides

Another popular spot for swimming is the world famous Red Beach. You have to walk from a cliffy road to arrive here but its totally worth it. Once you arrive, high & bright volcanic rocks impress you deeply. Arguably, one of the best views I’ve ever seen!

red beach santorini good city guides

red beach santorini good city guides

The beauty of Santorini does not end with dazzling views and food. Because of its unique climate and the rich mineral in soil, the island is one of the best wine regions in Greece. Do tasting at Santo Wines or Boutari Wine watching sunset.

sunset in oia good city guidessunset in oia good city guides

One last tip: Santorini is a huge island. Rent a car!

Enjoy!

Ozge

İyi Santorini Rehberi

Pastel renkli kayalıklar, turkuaz sular ve beyaz çatılar. Yukarıdan bakıldığında tozlanmış kara benziyor. İşte size mükemmel bir Yunan adası resmi: Santorini.

Santorini’de yaklaşık bir hafta geçirdik, bir koydan diğerine gidip enfes Yunan yemeklerinden yedik ve gün batımının tadını çıkardık. Burası sadece arkaya yatık görünümli volkanik bir ada değil, herşeyi içinde barındıran ve bunu hissettiren bir ada.

Nasıl Ulaşılır? İlk önce Atina’ya uçtuk ve sonra Santorini’ye varmak için başka bir uçağa (Aegean Havayolları ile) gittik. Bu diğerlerine göre en hızlı yol. Diğer alternatif yol ise; Atina’dan yaklaşık 5-8 saat arası süren feribotları kullanmak olabilir. Deniz yolculuğunu sevenlerdenseniz bu linkten feribot tarifesini kontrol edebilirsiniz.

Nerede kalınır: “Fira”; adanın, ortada yuvalanmış başkenti. Fira’dan; tüm cazibesini içinde barındıran ana merkezlere ulaşım oldukça kolay olduğundan, kalmak için en uygun yerleşim yeri diyebiliriz. “Oia” ise Santorini’nin kuzeyinde bulunan daha çok romantik bir kaçamağı tercih edenlerin mekanı. Eğer siz de bunun için geldiyseniz- Oia kalacak en uygun yer. Fiyatlar yüksek ancak manzara enfes.

Passagio’da kahvaltı! Kokteyllerini mutlaka deneyin.

Galini Cafe’de Kahvaltı (Mutlaka ziyaret etmelisiniz!). Galini görünümünden ötürü kesinlikle rakipsiz.

Metaxi Mas’te yemek yemeden dönmeyin. Bana Santorini’de tek bir yeri ziyaret etmeleri için bir şans vereceklerse (tüm plajlar, köyler ve diğer her şey dahil), Metaxi Mas’i tercih ederdim. İlk ve en önemli taverna olması nedeni ile atmosferi oldukça eşsiz. Sanki bir yaz filminde olduğunuzu hissediyorsunuz. Tüm bunların yanı sıra soya fasulyesi, pişmiş beyaz patlıcan ve ızgara ahtapot için bile ayrıca gitmeye değer. Yalnız minik bir hatırlatma; önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. J Tek pişmanlığım ise daha fazla sipariş vermemek oldu.

Aktaion’da ayrı bir tavsiye.  Lokal işletme ve tümü taze ürünler. Musakka, ızgara kalamar ve Yunan salatası en sevdiğim yemekleri oldu.

Denizin ortasında denizsiz olmaz tabiki; Theros Wave Beach Bar’ın sahil kısmına gidin. Theros, Vlychada’nın volkanik kayalıklarında yer alan sakin ve sessiz bir mekan.

Santorini’de, derin mavi suya dalmak için uçurumlardan atlamanız gerekiyor. Ve bu kesinlikle mükemmel deneyimin bir parçası.

En iyisi Oia’daki Ammoudi Koyu idi! Sadece rengine bakmak yeterli! Suya atladıktan sonra koyda soğuk bir biranın tadını çıkarmak gibisi de yok.

Yüzmek için bir başka bir popüler nokta ise dünyaca ünlü Red Beach. Buraya varmak için uçsuz bucaksız bir yoldan yürümek zorundasınız ama inanın buna değecek. Vardığınızda ise; yüksek ve parlak volkanik kayalar insanı oldukça etkiliyor. Muhtemelen, gördüğüm en iyi manzaralardan biriydi!

Santorini’nin göz kamaştırıcı güzelliği; bu görünüşü ve yemekleri ile bitmiyor. Eşsiz iklimi ve topraktaki zengin minerali nedeniyle ada, Yunanistan’ın en iyi şarap bölgelerinden de biri. Gün batımını izlerken Santo Winesor Boutari Şarap tadımı yapın derim.

Son bir ipucu: Santorini oldukça büyük bir ada bu nedenle araba kiralamanızı tavsiye ederim.

Eğlencenin tadını çıkarmanız dileğiyle!

Simple Living in Cesme

(Türkçesi için yazının en aşağısına inebilirsin)

Sun shining on your skin, wind blowing your hair… You feel lazy, relaxed and blessed. Some days you don’t have any plan; only plan is to get in the car and drive to hidden bays. That’s how I know we are in Cesme, Aegean Coast of Turkey.

There is something for everyone there: for fun lover youngsters to quiet seeking adults. In this guide, I’ll try to share how to treat the town like you’ve been living there. This won’t include sunset parties nor happy hours; but I guarantee it will feel different.

One;

Find backyard gardens behind the streets of Alacati to escape the crowds. If you ever been there, you know that you can’t even walk on the streets due to human traffic. So, look for Misk or Brendi for that quiet space.

Misk AlacatiMisk AlacatiBrendi Alacati

Two;

Eat good food. Most of the restaurants are overpriced in Cesme; but there is a place where no one tells you about. Its also not very possible to get reservation, but please do try. Its called Horasan. The chef is self-taught, he has been to San Sebastian and knows how to work with good ingredients. Horasan CesmeHorasan Cesme

Another spot; simple and good food at Asma Yapragi. Daily made, family recipes. Mediterranean cuisine. Nested in a secret garden. Asma yapragi cesmeAsma yapragi cesmeAsma yapragi cesme

(Edit) New Discovery! Cura Balik in Germiyan. Food is fine, the setting is divine. When we first entered I thought its a wedding reception. But no, this is their usual. Just go there early to watch the sunset. Good coty guides cura balikGood city guides cura balik

Three;

Drive to sea side villages of Izmir. Take off while the sun is setting and enjoy the ride. This time we drove to Balikliova – between Cesme and Urla. The road takes approximately 30 mins.

Our destination was Partal Kardesler. Its a family owned fish restaurant. Actually rather than a restaurant, you feel like you visit their house. Sea food is incredibly fresh and the view is wouw!

Enjoy your vacation!

Ozge

Çeşme’de Sade ve Huzurlu Yaşam!

Güneş cildini parlatıyor, rüzgar saçını dalgalandırıyor. Dinlenmiş, rahat ve harika hissediyorsun. Bazı günler hiç plan yapmaya gerek yok; sadece arabaya binip gizli koylara gitmek yeterli. Böyle olduğunda; Çeşme’de olduğumuzu anlıyorum.

Çeşme’de herkes için yapabilecek bir şey var. Eğlence seven gençler veya sessiz sakin denizin tadını çıkarmak isteyen yetişkinler – farketmez. Bu yazımda tatilinizi sanki orada yaşıyormuşcasına nasıl planlayacağınızı aktarmaya çalışacağım.

Belki bu size gün batımı partileri veya happy hour’lu saatleri anlatmayacak ama farklı hissettireceğine eminim.

Bir; kalabalıklardan kaçmak için Alaçatı sokaklarının arkasında bulunan arka bahçeleri keşfedin.

Özellikle yaz aylarında insan trafiğinden dolayı sokaklarda bile yürüyemeyeceğinizi artık eni konu sizler de biliyorsunuz. İşte size harika bir tavsiye: Misk veya Brendi.

İki; İyi yemek yiyin!

Çeşme’de bulunan restoranların çoğu aşırı pahalı ama kimsenin size söylemediği bir yer var. Çok şanslısınız ki ben size söyleyeceğim.

Adı Horasan. Yoğunluktan dolayı rezervasyon yaptırmak pek mümkün değil ama bence denemelisiniz. Şefi kendi kendini yetiştirmiş. Daha önce San Sebastian’a gidip iyi malzemelerle çalışmasını bilecek kadar kendini geliştirmiş.

Bir diğer gidilmesi gereken nokta ise; Asma Yaprağı. Basit ama iyi yemek için tercih edilesi. Akdeniz mutfağından esinlenen günlük yapılmış aile tarifleri bulunuyor. Gizli bir bahçede herkesle iç içe olmak isterseniz burası ideal.

Son olarak yeni keşif! Germiyan’da Cura Balık. Yemek güzel, ortam harika. Mekana ilk girdiğimizde düğün var sandık fakat sonra anladık ki, her günleri böyle. Sadece gün batımını izlemek için bile gidilir.

Üç; İzmir’in deniz kenarındaki köylerine gidin!

Güneş doğarken yolculuğun tadını çıkarın. Bu sefer Balıklıoğlu’na  doğru Çeşme ve Urla arasında ilerledik. Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürüyor.

Hedefimiz Partal Kardeşler‘di. Tatlı bir ailenin sahip olduğu sıcak ve şirin bir balıkçı. Aslında bir lokantadan ziyade evlerini ziyaret ettiğinizi hissediyorsunuz. Deniz ürünleri inanılmaz taze ve manzarası EF-SA-NE! Başka ne diyebilirim ki..

Sevgiler

Amsterdam Like a Local

(Türkçesi için yazının en aşağısına inebilirsin)

When the travel bug hits you and you’re looking for a European gateway, look no further than Amsterdam. From culinary landscape to art scene; the city has a lot to offer. The locals are forward-thinking, relaxed and not in a rush. Each time I visit, the city is always refreshing with new openings around every corner.

Below I’ve given you my Amsterdam city guide along with my favorite coffee, eats, drinks, and shops. The list works best if its your second or third time in the city. If you’re a first timer – make sure to visit some of the historical landmarks as well.

If you make it down to the guide, you’ll see a little surprise video from my Amsterdam visit.

Breakfast & Brunch:

Dignita

Best brunch experience I had in Amsterdam! There are 2 branches; I visited the new location at Hoftuin, within the gardens behind the Hermitage Museum, and it’s like a dream came true! Must try: Zucchini & Chickpea Fritter, served with minted yogurt, grilled halloumi, a free-range poached egg, cashew nut dukkah, lime and a wedge of fresh avocado.

7826e541-1176-4dee-8f65-34839dc8bd42

Little Collins

It has Australian fresh roots with American inspired serving menu located in the popular de Pijp area. Few items on the brunch menu but all of them worth having.

Libertine Comptoir de Cuisine

New opening! Everything is served on a crispy but fluffy brioche bread. I wanted to taste the lobster one; but it was finished. Instead I tried salmon & cream cheese plus nutella & banana – both of them were heavenly!

Pluk Amsterdam

Shop & brunch at the same time.

Coffee:

Toki

Toki works exclusively with Berlin-based Bonanza Coffee Roasters to source their coffee beans; and they serve really fine coffee. Interior gives you warm and friendly feelings; its not hard to understand why Toki is the most instagrammed coffee shop of the city.

 

Scandinavian Embassy

This place combines food & coffee and clothes with chic Nordic vibe.

Bocca Coffee Roasters

Locals’ favorite. I can easily say they had the best coffee that I’ve had. No wonder how they won the European Coffee Award for best artisan roaster in Europe. You’ll find the most talented baristas in town!

9021da4a-9353-4d00-8ae5-0069b9376362

Lot Sixty One

Super popular spot with good coffee and tasty treats.

Café Jaren

Not the best coffee nor food; but they have the most pleasant setting just next to the canals. You may enjoy a sunny day with the locals.

 

Shop:

Wildernis

Wildernis is every green-thumbed plant lovers dream (even if you’re not really into plants, this place is definitely worth a visit)! Plants hanging from the ceiling, cacti of all sizes.. Its a challenge to leave empty handed.

Noordermark

Every Saturday morning, the Noordermarkt square near Amsterdam Central Station is transformed into an organic farmer’s market boasting fresh and tasty products like cheeses, eggs, fresh fish, bread, honey, herbs, spices, nuts, mushrooms, fruits, flowers and so much more.

Cotton Cake

Minimalist design at its best.

Gathershop

Located in the Hallen, a former tram depot turned food/shop Walhalla in Old West, you’ll find the wonderful celebration of makers and creators that is Gathershop.

Anna + Nina

I regret that I didn’t take any photos while shopping at Anna + Nina! I must be captured in old-world style interiors and accessories. Take a look from their website, link here.

Things I Like Things I Love

I just loved the name! Like every little boutique in Amsterdam, you’ll find something for yourself.

Food & Dessert:

de Foodhallen

De Foodhallen is the new culinary sensation in Amsterdam. In an industrial style setting with varieties of food trucks; you’ll definitely find something for your taste buds. From Vietnamese and Indian street food to Turkish and Italian dishes; make your choice!

Café George

A classic French brasserie with a cool atmosphere. Stop by to meet with friends, to eat iconic Steak Frites, to have wine and cheese delight.

BurgerLijk

Gourmet burger is not new to the Amsterdam scene. Believe me, you’ll see so many signboards that claim “the best burger in town”. I say you should try Burgerlijk!

Van Stapele

White chocolate filled dark cookie. You’ll be addicted.

De Kaas

Farm-to-table restaurant with an exceptional experience. If you’re celebrating a special occacion or you just want to feel special – take a ride to de Kaas.

Lotti’s

Buzzing restaurant and bar; serving up fresh dishes and artisan cocktails from early morning until late.

Sea Food Bar

A huge chunk of Amsterdam’s food scene is achingly cool, and Sea Food Bar is one of them (by the way I think this is my best food shot!)

Amsterdam’da Lokal Olmak

Seyahat etmeye karar verdiğinizde ve bunun için Avrupa’yı düşündüğünüzde mutlaka Amsterdam’ı en geçmeyin. Mutfağından, sanat ve tarihine şehrin size sunabileceği çok şey var. Amsterdamlı’lar oldukça rahat ve medeni insanlar. Hiçbir şey için acele etmiyorlar. Her ziyaretimde yeni yerler açılmış oluyor bu da başka bir artısı!

Aşağıda en sevdiğim kahve, yemek, içecek ve mağazalarla birlikte Amsterdam şehir rehberimi bulabilirsiniz. Bu listeyi şehri ikinci veya üçüncü kez gezecekler için oluşturdum. Şehirdeki ikinci veya üçüncü  bulunuşunuzsa bu liste çok işinize yarar. İlk kez gidiyorsanız mutlaka tarihi yerleri de ziyaret edin derim.

Rehberin sonuna kadar gelirseniz, Amsterdam ziyaretimden küçük bir sürpriz video ile karşılacaksınız. Video çekmek çok kolay değilmiş, o yüzden beğenirseniz bana yazın lütfen 🙂

Kahvaltı & Öğle Yemeği:

Dignita

Amsterdam’da ki en iyi brunch deneyimi! 2 farklı şubeleri var. Ben Hermitage Müzesi’nin arkasındaki bahçenin içinde, Hoftuin’deki yeni yeri ziyaret ettim ve rüya gibi geldi! Naneli yoğurt ile servis edilen kabak & nohut mücver, ızgara hellim, poşe yumurta, kaju fıstıklı zahter, lime ve taze avocado.

Little Collins

Popüler olan Pijp bölgesinde yer alan Amerikan esintili servis menüsü ile Avustralya’yı hatırlatıyor. Brunch menüsü kalabalık değil ama hepsini denemeye değer.

Libertine Comptoir de Cuisine

Yeni açılmış bir yerdi ben gittiğimde. Gelen her şey gevrek ama kabarık bir börek ekmeği üzerinde servis ediliyor. Istakozun tadına bakmak istedim; ama bitmişti. Onun yerine somon & krem peynir artı nutella & muz denedim – her ikisi de ayrı cennet hissiyatı!

Pluk Amsterdam

Hem atıştırıp hem de alışveriş yapabileceğin bir mekan.

Kahve:

Toki

Toki, kahve çekirdeklerini Berlin merkezli Bonanza Coffee Roasters’dan temin ediyor ve gerçekten iyi kahve yapıyorlar. Mekan sıcak ve samimi bir izlenim yaratıyor. Toki’nin neden şehrin en çok etiketlenmiş kahve dükkanı olduğunu anlamak zor değil.

Scandinavian Embassy

Burası hem kahveleri hem yiyecekleri hem de şık kıyafetli çalışanları ile Nordik havası taşıyor.

Bocca Coffee Roasters

Yerlilerin favorisi. İçtiğim en iyi kahve olduğunu söyleyebilirim. Avrupa’nın en iyi artisan kahvesi dalında Avrupa Kahve Ödülü’nü nasıl kazandıklarını öğrenmek hiç şaşırtıcı olmadı. Şehirdeki en yetenekli baristaları burada bulacaksınız!

Lot Sixty One

İyi kahve ve leziz ikramlıklar için en popüler noktalardan biri.

Café Jaren

Sadece iyi kahve ve yiyecek için değil; meşhur kanalların manzarası eşliğinde keyifli bir atmosphere sahip. Lokallerle birlikte güneşli bir günün tadını çıkarmak için ideal bir mekan.

Alışveriş:

Wildernis

Wildernis her yeşil bitki severin rüyası olabilir. (Bitkilerle gerçekten ilgilenmeseniz bile burası kesinlikle görülmeye değer.)! Tavandan asılı bitkiler, her ölçekten kaktüsler .. karşı koyulması zor bir meydan okuma.

Noordermark

Her cumartesi sabahı, Amsterdam Merkez İstasyonu’nun yakınındaki Noordermarkt meydanı; peynir, yumurta, taze balık, ekmek, bal, baharat, kuruyemiş, mantar, meyve, çiçek ve çok daha fazlasını içeren taze ve lezzetli ürünlere sahip organik çiftçi pazarına dönüşüyor.  Muhteşem değil mi?

Cotton Cake

Minimalist dizaynı ile mükemmel diyebilirim. Görmenizde fayda var.

Gathershop

Hallen’de bulunan ve kullanılmayan bir tramvay deposu sanki Wallaha’da yer alan eski tarzda bir yiyecek ve alışveriş yerine dönüştürülmüş. Gathershop’lu yapımcıların ve yaratıcıların harika kutlamalarını burada göreceksiniz.

Anna + Nina

Anna + Nina’da alışveriş yaparken hiç fotoğraf çekmediğime çok pişmanım! Eski dünya tarzı iç mekanı ve aksesuarlarda kaybolmalıydım. Web sitelerine bir göz atın, link >

Things I Like Things I Love

Ben sadece ismi sevdim! Amsterdam’daki her küçük butik gibi, kendiniz için bir şeyler bulacaksınız.

Yemek & Tatlı:

de Foodhallen

De Foodhallen, Amsterdam’daki yeni mutfak deneyimi. Yiyeceklerin olduğu kamyonlar ile endüstriyel tarzda dekore edilmiş bir ortamda; kesinlikle kendinize uygun birşeyler bulacaksınız. Vietnam ve Hint sokak yemeklerinden Türk ve İtalyan yemeklerine kadar her şey mevcut siz sadece seçiminizi yapın gerisi kolay.

Café George

Havalı bir atmosfere sahip klasik bir Fransız pastanesi. Arkadaşlarla buluşmak, ikonik olan et ve kızarmış patateslerinden yemenin yanı sıra şarap ve peynir keyfi yapmak için mutlaka uğramalısın.

BurgerLijk

Gurme burger Amsterdam sahnesinde yeni değil. Bana inanın “şehirdeki en iyi burger” iddiasında çok fazla tabela göreceksiniz. Bense Burgerlijk’i denemeniz gerektiğini söylüyorum!

Van Stapele

Beyaz çikolata dolu bitter kurabiye.  Bağımlısı olacaksınız!

De Kaas

Çiftlikten masanıza uzanan olağanüstü bir restoran deneyimi. Eğer özel bir kutlama yapıyorsanız ya da sadece özel hissetmek istiyorsanız – Kaas’a doğru bir yolculuğa çıkın.

Lotti’s

Hem restoran hem de bar; sabahın erken saatlerinden gece geç vakte kadar taze yemek ve artizan kokteyller servis ediliyor.

Sea Food Bar

Sea Food Bar;  Amsterdam’ın yemek sahnesinin muazzam bir parçası ve oldukça havalı. Deniz mahsülleri sevenler, burayı mutlaka denesin!

Finally! 3 days in Amsterdam video: // Ve 3 günde Amsterdam video’su!

Have fun! // İyi eğlenceler!